Bilim başka şey valla. İnsan aydınlanıyor, kavrıyor, hayatın anlamını çözüyor.
Sadece bu kadar mı? Karakterinde bir tuhaflık bulunmadığını, genlerinin kurbanı
olduğunu öğrenerek, kendisiyle barışıyor!
Teorimin doğru olduğunu biliyordum!
Bir belgesel seyrettim ve hayatım değişti.
Evet sevgili okuyucular, o hiç dizi mizi seyretmeyip, Tele-vole'lere kızıp, sadece
belgesel seyreden entel Türk var ya, işte o benim!
Yalan tabii. Ama gerçekten büyük zevk aldım izlerken.
"Human Instinct"ten, yani insan doğasını konu alan "İçgüdü"
belgeselinden söz ediyorum.
Gerçeklen aydınlandım. Kendimle ilgili birçok cevap aldım. Size de tavsiye ederim.
Mesela, yazıya giriş cümlemden bahsedersek.
Neden patates kızartması, iskender kebap, kaymaklı kadayıf falan haşlanmış kabaktan
daha lezzetlidir? Ha? Size soruyorum? Obur musunuz? Sağlıksız mısınız? Hayır efendim.
Sadece içgüdülerinize göre hareket ediyorsunuz.
Yağlı yiyen kazanır! |
İnsanoğlunun varoluşundan itibaren, güçsüzlerin yok olup, güçlülerin kalması
süresince, binyıllar boyu, yüksek kalorili, yağlı yiyecekleri tercih edenler,
yani "kebapçılar, tatlıcılar" hayatta kalmışlar. Çünkü diğerleri, hani
enginar mengi-nar sevenler, vücutlarında yağ depolayamadıkları için, kıtlıklar
sırasında ölüp gitmişler.
Yani hepimiz, yağlı seven oburların torunlarıyız ve bunun için bugünlere gelebildik.
Hoş, bundan sonrası için doktorlar tam tersini söylüyor, o da ayrı. Yine de artık
kaymaklı kadayıf yerken daha az vicdan azabı duyacağım. Genetik işte kardeşim!
Hem yarın öbür gün bir kıtlık, bir şey olur, insan neslini biz devam etti— ririz
falan...
Hanımlar, kalça bölgenizde biriken fazla kilolarınız canınızı mı sıkıyor? Hiç
üzülmeyin, "İçgüdü" belgeselini seyredin!
Basenlere takmayın, cazibe işareti!
Hani o bayıldığımız Kate Moss'lar, efendim, sıska mankenler var ya. Onları
hiçbir erkek beğenmiyor farkında değiller! Neden? Çünkü erkekler, birlikte olacakları
kadınları seçerken içgüdüsel olarak, ince belli, ama geniş kalçalı olanları tercih
ediyorlar. Çünkü binyıllar, öyle kadınların daha doğurgan olduğunu gösteriyor.
Onun için basenlere takılmayın, yemenize bakın!
Eş seçerken başka bir ilginç durum daha varmış genlerimize yazılı olan. Newcastle
Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, bir grup kadından üç gün boyunca aynı
tişörtü giymeleri istenmiş. Sonra da bu tişörtler farklı erkek deneklere koklatılmış
ve hangisinin en güzel koktuğunu düşündüklerini söylemeleri istenmiş.
Yüzde yüze yakın bir oranla, erkekler, kendi bağışıklık sistemlerinden en farklı
olan sisteme sahip kadınların tişörtünü seçmişler. Çünkü farklı bağışıklık sistemlerine
sahip anne babadan olan çocuklar, hastalıklara karşı daha dirençli olurlarmış
ve insanoğlu farkında olmadan, nesillerin gelişimi için, bu seçimi yaparmış.
Üç gün boyunca giyilmiş yüzlerce tişörtü koklamak zorunda bırakılan erkek deneklere
ne kadar para ödendiği araştırmada yazmıyor! Ama ben merak ettim.
Böyleyim işte, abuk subuk şeylere takılıyorum. Sivriyim. Ama benim hatam değil.
Küçük çocuk yaramaz, büyük çocuk uslu!
Efendim, ben ailenin küçük çocuğuyum.
Açıklıyorum. "İçgüdü" belgeselinin "Kazanma Hırsı" bölümünde
şöyle deniyor: "Çocukken, hayatın ilk yarışı olarak, en faydalı kaynak, yani
anne babanın ilgisi için kardeşlerimizle yarışırız."
Bu yarışta gözlemlenen de şuymuş: Küçük çocuklar bunu, çığlık atma, aşırı hareketler,
yaramazlık, soytarılıkla başarmaya çalışırken, ağabey ve ablaları da silah olarak
"Sabırla beklemek, uslu olmak, yardım etmek veya sevdiğini söylemek"
gibi taktikler kullanıyorlarmış. Bunu tamamlayan bir araştırmada da, ilk doğan
çocuğun radikal düşünceli, çılgın, yenilikçi olmasının, küçük kardeşlerine göre
daha düşük bir ihtimal olduğu bulunmuş.
Böylece benim niye kafadan kontak, ağabey ve ablamınsa niye aklı başında, sakin,
doğru düzgün insanlar olduğu da ortaya çıkıyor! Her şeyin başı bilim vallahi.
NTV'de yayınlanan "İçgüdü" sayesinde kendimle barıştım diyebilirim!
Siz de seyredin, sonra beni hatırlarsınız.
Bakın orijinal internet sitesinin adresini de veriyorum burada: http://www.bbc.co.uk/science/humanbody/tv/huma-ninstinet/
Eh, bu köşe yazısında verdiğim hizmet de, benim, başka insanlara yardım içgüdümün
bir göstergesidir. Ki, bu konu internet sitesinde var.
Bir bakın bakalım.
Gülse Birsel
|